Bir fanustan denize atlamak
Uzun zamandır ne istediğimi bilemediğim bir yerdeydim. Bu bilinmezlik, önce durağanlık gibi göründü ama zamanla anladım ki esas mesele, ne istemediğimi fark etmekmiş. Hayatın dönüm noktalarının yeni bir işe girmek, yeni bir şehre taşınmak, evlenmek/boşanmak ya da bir yakınını kaybetmekten daha farklı olabileceğini düşünüyorum. Dönüm noktası değil de bir dönüşüm noktası olması bana daha anlamlı geliyor- çünkü bazen en büyük değişimler, içimizde sessizce gerçekleşir.
"Wish you were here" şarkısını çok severim. "We're just two lost souls swimming in a fishbowl" satırı beni en çok etkileyen. Hepimiz hayatımızda bazen kayıp ruhlar gibi bir fanusun içinde yüzüyoruz. Yanı başımızda koca bir deniz olduğunu fark etmeden. Peki ya fanustan dışarı atlarsam?

Önce fanusta yaşamak istemediğimi fark ettim. İstemediğim şeyleri eledikçe zihnimde bir boşluk oluştu. Belirsizlik önce beni karanlık bir köşeye sıkıştırdı. Ama sonra, o boşluğun aslında özgürlük olduğunu fark ettim: İstediğim şeylere yer açmak için bir fırsat! Her "hayır" ile, kim olduğuma dair daha net bir resim oluştu. O bilinmezlik, beni bir yüzleşmeye çağırdı ve bu yüzleşmede kendime dair her şeyi yeniden anlamlandırmaya başladım. En sonunda kendime "ne istiyorum?" sorusunu sormayı başarabildim. Tıpkı doğanın döngüsü gibi, ilkbaharda yeni sürgünler verebilmek için sonbaharda yaprak dökmem gerektiğini hatırladım.
Anladım ki, fanus sadece zihnimde var olan sınırlardı- ve deniz hep içimdeydi. Ben dönüşümüm için fanustan dışarı atladım! Şimdi kendimi ve atladığım denizde nasıl ve nereye yüzeceğimi yeniden keşfediyorum. Çünkü denizin derinliklerinde kaybolmak, fanusta güvende olmaktan daha gerçek.