Belirsizlik, Cesaret ve Yapay Zeka

Belirsizlik, Cesaret ve Yapay Zeka

Bugün size yeni teknolojilerden, devrim yaratan algoritmalardan bahsetmeyeceğim. Bugün çok daha basit bir şeyden bahsetmek istiyorum: Çalı çırpıdan... Bundan on dört yıl önce, 2012'de yazmaya başladığım bloğun sonra da 2024'te kendi kendime kaydetmeye başladığım podcaste bu ismi vermiştim. Çalı çırpı dediğimiz ince kuru ağaç dalları kuru ot gibi şeyler aslında. Ama aslında ateşi başlatan ilk kıvılcımın da en büyük dostu (mangalcılar bunu beğendi). Bugün burada yapay zekanın benim için devasa bir teknolojiden ziyade, kendi içimizdeki ateşi harlayacak bir nevi 'çalı çırpı' olmasından bahsedeceğim. Çünkü biz ona ne kadar doğru veri, ne kadar doğru soru verirsek, o da bizim zihnimizde o kadar parlak bir ateş yakıyor.

Benim hayatım uzunca bir süre 'küçük odalar' etrafında şekillendi. Çocukken taşındığımız yeni evde, üniversiteye başladığımda yeniden taşındığımızda ve sonraki hayatımda da hep evin en küçük odasını seçtim kendime. Neden biliyor musunuz? Çünkü güvenliydi. Eşyaların yan yana durduğu, kontrol edebildiğim, hareket alanımın kısıtlı ama risksiz olduğu o küçük odalar... İnsanlık olarak teknolojiye, özellikle de yapay zekaya yaklaşımımız tam olarak bu 'küçük oda sendromu'. Onu sadece e-posta yazmak, görsel üretmek veya basit bir tablo hazırlamak için o küçük odaya hapsetmek istiyoruz. Çünkü tüm evi, yani tüm hayatımızı kaplamasından, sınırlarımızı zorlamasından, alıştığımız düzeni bozmasından korkuyoruz!

2019 ile 2024 arasında hayatım o kadar çok değişti ki... Yaşadığım şehri değiştirdim, 3 kez işimi değiştirdim, büyük bir kayıp yaşadım, medeni halimi değiştirdim ve hayatımdaki tek sabit şey bir avuç insan olarak kaldı. Bir gün yine küçük bir odada otururken bir aydınlanma yaşadım: Yalnızlık bir yandan da kaybedecek hiçbir şeyinizin kalmadığı o muazzam özgürlük alanı. Yapay zeka çağında da aslında benzer bir kırılma yaşıyoruz. Eski iş yapış şekillerimiz, alışkanlıklarımız ölüyor. Geleneksel sistemlerle olan ortaklığımız bozuluyor. Bu başta çok korkutucu bir yalnızlık ve güvensizlik hissi veriyor. Ama aslında bu, kimseye bağımlı olmadan, 'şimdi ne yapmak istiyorum?' diyebilmenin, tek başınıza koca bir ordu gibi üretebilmenin özgürlüğünü bize veriyor.

Ben o küçük odadan çıkmaya karar verdiğimde 41 yaşındaydım ve 3 ayda 5000 kilometre yol yaptım (normalde 3 ayda maksimum 50 km yapıyordum). Atış poligonuna gittim, hiç giymem dediğim renkleri giydim. Hiç denemem dediğim hobileri denedim. O bir avuç insan bana 'Işığını yeniden bulmuşsun' dediler. Belirsizlik beni tüketmek yerine yeniden parlattı. Yapay zeka tam olarak bu yolculuk. Belirsiz ve nereye varacağını asla kestiremiyoruz. Ama küçücük bir odadan çıkıp, kendi potansiyelimizi daha büyük odalarda keşfetmemizi sağlıyor. Bugün yapay zeka, bize angarya işleri bırakıp, o hep denemek istediğimiz hobiye, yıllarca bastırdığımız o 'daha büyük ben'e ulaşmamız için zaman ve cesaret veriyor.

Artık küçük oda insanı olmayalım. Kendimizi, şirketlerimizi, hayallerimizi o dar alanlara tıkıştırmayalım. Yapay zekayı bir tehdit olarak değil, bizi 'daha büyük yapacak' bir yol arkadaşı, içimizdeki potansiyeli ateşleyecek bir çalı çırpı olarak görelim. Önümüzdeki belirsizlikten korkmak yerine, onun yaratacağı heyecana kapılalım.

Devamını oku

Sohbet Bitti, Aksiyon Başladı: 2026’da "Yapay Zeka Biliyorum" Demek Neden Yetmeyecek?

Sohbet Bitti, Aksiyon Başladı: 2026’da "Yapay Zeka Biliyorum" Demek Neden Yetmeyecek?

Dünyada bazı değişimler vardır; çok gürültü çıkarmazlar ama sessizce her şeyi değiştirirler. Tıpkı derin bir okyanus akıntısı gibi, yüzeyde su sakin görünse de alt katmanlarda coğrafya yeniden şekillenir. Aylardır önüme düşen küresel raporlarin verilerine baktığımda aynı noktaları görüyorum: İş dünyası bir "deney" aşamasını kapattı. Artık yapay zekayı "

Elif Okka tarafından