Büyümek Yetmiyor: Bir Markanın Görünmeyen Kayıpları

Paylaş
Büyümek Yetmiyor: Bir Markanın Görünmeyen Kayıpları

Geçen hafta perakendede sık karşılaştığımız ama çoğu zaman adını koymadığımız on görünmeyen sorunu yazdım.

  • Ekip çalışıyor ama marj büyümüyor.
  • Raporlar çoğalıyor ama içgörü oluşmuyor.
  • Toplantılar uzuyor ama karar çıkmıyor.
  • Kampanyalar art arda geliyor ama hangisinin gerçekten değer yarattığına dönüp bakılmıyor.

Bu hafta aynı konuya başka bir yerden bakmak istiyorum. Çünkü bu sorunlar yalnızca operasyon tablolarında görünmüyor. Markaların vitrinlerinde, kampanya dilinde, kanal tercihlerinde ve büyüme kararlarında da kendini gösteriyor.

Bir marka görünür biçimde büyürken, görünmeyen biçimde neler kaybediyor?

Vitrin doluysa her şey yolunda mı?

Bir markanın mağazaları hareketli olabilir. Sosyal medya hesabı düzenli içerik yayınlayabilir. Yeni mağazalar açılabilir. Kampanyalar müşteriyi içeri çekebilir. Yönetim toplantısında bu göstergeler yan yana geldiğinde büyüme hikâyesi oldukça ikna edici görünebilir. Fakat bu resim, tek başına markanın değer ürettiğini göstermiyor. Bu büyüme hikayelerini yazan ama sonra kapanan kaç marka hatırlıyorsunuz? Benim çalıştığım tüm uluslararası markaların - en son farklı bir şirket ile geri dönen hariç - tamamının Türkiye'den çıkış yaptığını söylesem? Daha fazlası da var. Oysa hepsinin de ne kadar gösterişli günleri olmuştu.

"Müşteri neden o markadan alışveriş yapıyor?", "Hangi ürün veya kategori gerçekten para kazandırıyor?", "Satış kampanyasız da devam edebilir mi?", "Mağaza trafiği kârlılığa dönüşüyor mu?" Bu soruları çeşitlendirebiliriz.

Bu soruların cevabı net değilse, marka büyümeyi değil yalnızca hareketi ölçüyor olabilir. Perakendede hareket çok görünür. Değer ise çoğu zaman daha sessiz ilerliyor.

Görünen kararlar, görünmeyen maliyetler

Bir indirim kararı hızlı alınır. Rakip kampanya başlatır, biz de karşılık veririz. Stok baskısı oluşur, fiyat aşağı çekilir. Satış hedefi geride kalır, ek bir promosyon devreye girer. Bu kararların her biri kendi anında makul görünebilir. Sorun, kararların tek tek değil, birlikte yarattığı sonuçta ortaya çıkar.

Bir kampanya trafiğinizi artırır ama marjınızı düşürür. Bir kanal ciroyu büyütür ama iade ve lojistik maliyetiyle gerçek katkıyı azaltır. Bir mağaza satış hedefini tutturur ama yanlış ürün karması nedeniyle beklenen kârı bırakmaz. Bu örneklerin hepsi gerçek örnekler.

Bir fiyat revizyonu kısa vadeli sonucu iyileştirir ama müşterinin markayı algılama biçimini değiştirir. Bir markaya bir kere "İndirim markası" damgası yapıştı mı, uzun vadede yeniden indirimsiz ürün satmaya çalışmanız çok zor.

Bunların hiçbirini yalnızca satış tablosuna bakarak göremeyiz. Rakamları birbirinden ayırdığımızda her karar savunulabilir görünür. Kararları aynı sistem içinde okuduğumuzda ise görünmeyen maliyetler ortaya çıkmaya başlar.

Bu yüzden iyi bir marka analizi, markanın ne yaptığını listelemekle yetinmez. Hangi kararın hangi sonucu doğurduğunu ve bu sonucun hangi başka alanı etkilediğini anlamaya çalışır.

Sorun markada mı, sistemde mi?

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım var. Bir markanın satışlarının düşmesi, her zaman iletişimin zayıfladığını göstermez. Bir kampanyanın beklenen etkiyi yaratmaması, her zaman yaratıcı fikrin yetersiz kaldığı anlamına gelmez. Bir mağazanın hedefini tutturamaması, her zaman ekibin performans sorunu yaşadığını göstermez.

Bazen sorun, birbirinden kopuk kararların aynı müşterinin karşısına çıkmasında oluşur.

Merkez başka bir hedefe bakar, mağaza başka bir gerilimi yaşamaya çalışır. Bölge müdürleri mağazalardaki gerilimi toplamaya çalışırken bir yandan merkeze laf anlatmaya çalışır. E-ticaret ekibi dönüşüm oranını yükseltmeye odaklanır, ticari ekip marjı korumaya çalışır. Pazarlama ekibi görünürlüğü artırır, operasyon ekibi stok ve teslimat sorunlarını çözmeye uğraşır. İşte görünmeyen sorun çoğu zaman burada başlar. Bir ekip yanlış çalıştığı için değil; sistem, ekiplerin kararlarını aynı değer etrafında buluşturamadığı için.

Herkes kendi göstergesini iyileştirirken, marka bütün olarak ne kazanıyor? Bu nedenle eski tip silolar halinde yönetilen markaların işi gerçekten gitgide daha da zorlaşacak. Büyük resm görmek önemli.

Yapay zeka bu hikâyenin neresinde?

Yapay zekadan neden daha az bahsedeceğimi anlatırken aslında tam olarak bu noktayı vurgulamak istedim.

Yapay zeka, doğru tanımlanmış bir problemi anlamayı ve çözmeyi hızlandırabilir. Ancak problem belli değilse, karar sahibi net değilse veya sistemin hangi sonucu üretmesi gerektiği bilinmiyorsa, yeni bir araç eklemek temel soruyu ortadan kaldırmaz.

Daha hızlı rapor üretebiliriz. Daha hızlı kampanya önerileri alabiliriz. Daha hızlı müşteri segmentleri oluşturabiliriz. Ama hâlâ hangi müşteriye, hangi kanaldan, hangi değer önerisiyle ve hangi kârlılık hedefiyle ulaşacağımızı bilmiyorsak, hız tek başına yeterli olmaz.

Önce problemi görmek gerekiyor. Sonra doğru soruyu kurmak. Yapay zeka bundan sonraki adımda gerçek bir kaldıraç yaratabilir.

Bir sonraki adım

Eylül sonunda yapacağımız “Üç Soru, Bir Kıvılcım” webinarının çıkış noktası da bu olacak.

Bir markanın yalnızca ne yaptığını değil, hangi soruyu çözmeye çalıştığını konuşacağız. Görünen satışın arkasındaki görünmeyen kararı, büyüme hedefinin arkasındaki öncelik seçimini ve kârlılık tablosunda sessizce oluşan boşlukları birlikte inceleyeceğiz.

Bu bir araç tanıtımı olmayacak. Önce soruyu netleştireceğimiz, sonra yapay zekanın nerede anlamlı bir katkı sağlayabileceğine bakacağımız bir çalışma alanı olacak.

Siz de şirketinizde “Vitrin dolu ama marj nerede?” sorusunun cevabını arıyorsanız, webinar bekleme listesine katılabilirsiniz.